Mayıs 27, 2010

Moratti'nin Kaderi.


Yıllarca milyonları kulübe gömen, rakipleri devre dışı kalınca şampiyonluk tadan adam, en büyük kupadan sonra bile 2.sınıf muamelesi görüyor.
El Grande Inter'in mimarı Başkan Angelo Moratti'nin oğlu 1995'te kulübü satın alır. 1989'dan beri 13.şampiyonlukta takılan takıma Vieri, Ronaldo, Djorkaeff, Zamorano, Zanetti'yi getirir. 1998'de UEFA Kupası'nı kazanır. Ancak ligde ve Avrupa'da rakipleri Juventus ve Milan esmektedir. 3.lüğe abone olmuştur. 2.sınıf takım muamelesi görür. Her sene farklı hoca, yeni transferler bir türlü istediği başarıyı getiremez. Taraftar uğursuz der onun için. Derken 2006'da bir skandal ortaya çıkar ve 2 büyük rakibi ortadan kaybolur. 3. iken şampiyon sayılır. 2005 şampiyonluğu Juventus'tan alınınca onu da ister. Federasyon da yuh der, vermez. O da, 2.lige düşen Juve'den Ibrahimovic'i, Vieira'yı alır.
O seneden itibaren önünde bir tek Roma kalır rakip, şampiyonluk gelir ama ezeli rakibi CL'yi alır o sene. Şampiyonluk sevinci kursağında kalır. Bir sene sonra Juventus 1.lige yükselir, eski gücünde değildir. Inter yine şampiyon olur. Roma yine 2. Şampiyonlar Ligi'nde ise, başarı bir türlü gelmemektedir.
Mancini yerine, o sırada boşta olan Mourinho'yu getirir takımın başına. Yine şampiyon olur ve rakipleri hiç kupa alamadan tamamlarlar sezonu. İlk kez onlardan tam anlamıyla üstündür. Bu kez de Ibra'nın Barcelona'ya gitmesine engel olamaz. Yerine Eto'o gelir. Eto'o'dan sonra bu kez şov yerine ortalama transferler yapar. Motta, Milito Genoa'dan, Sneijder Real'den.
Derken 2010 yılı, 15 yıllık başkanlığının en muhteşem senesini olur Moratti'nin. 3 ayrı kulvar, 3 kupa. Takım babasından sonra ilk kez Avrupa'nın en büyüğü olmuştur. Şampiyonluk sayısında Milan'ı geçmiş, 5 kez üst üste şampiyon olarak da Juventus'un 1931-1935 arası rekorunu egale etmiştir. Herşey bir rüya gibidir.
O rüyadan, Real'in tokadıyla uyanır, hem de kupayı kaldırdıktan sadece 3-4 gün sonra. O'na tüm kupaları kazandıran hocayı elinde tutamaz bu kez de. İtalya'da 1.sınıf oldun belki ama ligin Avrupa'da 2.sınıfa düşeli çok oldu der İspanyollar. Ezeli rakiplerinin neden olduğu skandaldan sonra toparlayaman Serie A, yıldızların hayalini kurduğu lig olmayı, önce Premier'e sonra da La Liga'ya kaptırmıştır bir kere. Yapacak bir şey yoktur.
Mourinho ile son yemeğini yer ve yollar ayrılır. Bugün de, Mourinho'nun yüzünü bir müddet görmek istemediğini söyler gazetecilere, morali bozuk olduğunu belli eden bir yüz ifadesiyle. Şimdi gelecek yeni teknik direktör peşindedir. Ama kalburüstü hocalardan kim gelir artık İtalya'ya. Mihajlovic'e mi kalacak, zaman gösterecek ama asıl olan, bu seneki başarı yıllar sonra 22 Mayıslarda mı hatırlanacak yoksa yeni zaferlerin yanında mı?
Tek derdin bu olsun demek geliyor içimden, Ama geleceği düşünürsek de işi çok zor. Hayatında ilk kez çılgınlar gibi sevinecekken, bir kaç gün sonra başına gelmesi muhtemel olayı düşünüyorsun. Maç sonrası sevinçlerde 'Bizi bırakma Mourinho' diyor taraftarlar. Onlar da neler olacağının farkında.

Nereye Baksam Davids.









UEFA Champions League (2): Ajax (1994/95); Juventus (2002/2003)
UEFA Kupası (1): Ajax (1991/92)
Serie A (3): Juventus (1997/98;2001/02;2002/03)
Eredivisie (3): Ajax (1993/94;1994/95;1995/96)
Coppa Italia (1): Inter (2004/05)
Dutch Cup (2): Ajax (1992/93;2006/07)
Intercontinental Cup (1): Ajax (1995)
UEFA Supercup (1): Ajax (1995)
Supercoppa Italiana (2): Juventus (2002;2003)
Johan Cruijff-schaal (4): Ajax (1993;1994;1995;2007)

Mayıs 26, 2010

Türkiye'deki Anlamsız Baskı.

Futbolcuların Türkiye'de ne kadar baskı altında kaldıklarının bir göstergesi yaşanıyor Amerika'da. Önce Arda, Nihat bugün de Sercan-Semih.
Arda sezona fırtına gibi girdi, kaptanlık, pasaport, Sinem, Caner derken eridi çocuk. Nihat gol atamadıkça vurmayı unuttu dedik, golünü yapıştırdı Çeklere. Sercan'a da Helin'le dendi, Lambo aldı dediler, Corvette çıktı, bu sene kötüydü 4 gol attı ama git sen Amerika'da at golünü. Semih zaten muallakta,tribün istedi, Daum ya da Aziz Yıldırım istemedi, yedekten çıkamadı bu sene yine gitti milli maçta attı golünü.
Dünya Kupası'na hazırlık için yapmamız gereken maçları, Hiddink'e hazırlık için yapsak da çok önemli bir şeyi gözler önüne serdi bana göre. Türkiye'deki anlamsız baskıyı. Halkın ya da taraftarların baskısı da değil bu. Medya da gereksiz insanların, gereksiz yorumları bu adamları bu hale getiriyor, yoksa kimse Arda Sinem'e sinema kapatmasını öğrenemeyecek misal.
Bu sene Avrupa deplasmanlarında neredeyse maç kaybetmeyen FB (sadece Lille) , GS (Sturm Graz hariç) ve TS ile CL'de Türkiye'de 0 puan alıp deplasmanda 4 puan alan BJK bunun ayrı bir göstergesi olabilir mi?
Bunu medyaya bağlamak ne kadar doğru ama Trabzon'a her gelenin yerel medya baskısını öne sürmesi de buna örnek olabilir mi?
Şu alternatiften de söz edilebilir. Baskıyı kaldıramıyorsa yıldız oyuncu değildir. Doğru önermedir ama şirketinde, okulunda baskı altında yaşayan bir milletin içinden çıkan insanların o baskıyı kaale almaması zor olsa gerek. Alışmaları gerek belki ama alışmalarını sağlayacak bir destek gerek görüldüğü üzere. Belki de psikolojik. Hıncal Uluç'un yıllardır büyüklere mentor gerek demesinin altında yatan sebeplerden biridir bu diye tahmin ediyorum.

Mourinho da Ağlar.

Ne kadar gerçek, ne kadar değil bilinmez o gözyaşları.

Avrupa Gol Krallığı.


Bu sene Ajaxlı Suarez ile birlikte Messi, Milito, Ronaldo, Rooney, Drogba ve Lampard'ın çıldırdığı sene olarak tarihe geçmiş olmalı. Toplamda 40 gol barajını aşan Messi ve Suarez, 30'u aşan ise bir çok oyuncu var. Milli maçlar da hesaba katılırsa Suarez 50 golü de aşıyor. Ancak European Golden Shoe sistemi ne kadar adil ve ne kadar geçerli?
1- Milli takım maçlarını saymazsak, bu oyuncuların attığı tüm goller UEFA'ya bağlı turnuvalarda ama niye sadece liglerde attıkları goller sayılıyor?
2- Puan sistemi niye liglere 1-1,5-2 gibi sokaktaki adama sorulmuş hissi uyandıran puanlardan oluşuyor? Yok mu hiç istatistikçisi European Sports Magazine'in? Topu topu 50 ülke var Avrupa'da, herbirinde ortalama 3 organizasyon var, 3 de UEFA organizasyonu. Toplam 153 organizasyonu puanlamak vermek çok mu zor?

Misal Di Natale bu sene ligde 29 gol atmış, Avrupa'da oynamamış, İtalya'nın puanı 2 ile çarpılınca kendi liginde 35 gol atan Suarez'i geçiyor. Ama Suarez'in Avrupa'da da 6 golü var. Yine aynı şekilde Pizarro'nun UEFA'da attığı 12 gol, Ronaldo'nun CL'de attığı 7 gole eşdeğer değil. Madem bir ödül verilecek, UEFA'nın buna el atıp, düzgün bir puanlama sistemi getirmesi gerekir. Bu sistemde maç başına 0.79 ortalamaya sahip Rooney ile maç başına 0.94 ortalamaya sahip Ronaldo aynı puanı alıyor. Herşeyi düzenlemeyi seviyorlar, bir şu olaya bir şekil getiremediler.

Bu arada listede orta sıralarda Lampard'ın görülmesi enteresan. Torres'in de sakatlığa rağmen 22 gol atması da anlamlı. Bizde tüm gollere bakılınca Alex ve Makukula 21'er gol. Makukula'nın tüm golleri ligde. Alex, her turnuvada 21'e ulaşıyor. Şu berbat ligimizde son 20 senede 30 golü geçen Tanju, Serkan Aykut, Hakan Şükür ve Fatih Tekke var sadece. Milyonlar verilen adamların listede olmaması iç gıcıklayıcı.

Not: Fabregas Arsenal'in en çok gol atan adamı bu sene. Ibra'yı da Messi ile karşılaştırabilmek için koydum. AM RLC / S C farkı anlamak için.
* Uluslar.ort : Uluslarası maçlarda attığı gol ortalaması, Ülke ort.: Ülkesinde attığı gol ort.

Müdür N'aptın? #13

Avrupa'da Yılın Takımları.


Son birkaç yıldır Barça, Man UTD, Chelsea, Liverpool diye sıralayabileceğimiz 4 büyüklere bu sezon Bayern ve Inter'de katıldı. Liverpool'da yerini transferleri sebebiyle Real geldi. Zaten bu 6'nın içinde hiç kupa alamayan tek takım Real. Bayern'in ve Inter'in girişleri hocaların etkisi. Tabi Robben ve Milito'nun da etkisini atlayamayız. Liverpool'un düşüşünde de Torres ve Gerrard'ın sakatlıkları en önemli sebep olarak sayılabilir.
Inter 3'te 3 yaparken 100 gole ulaşamadı Mourinho etkisiyle. Bayern büyük sürpriz. Barça en az yenilen takım. Chelsea en çok gol atan. Chelsea'nin FA Cup'ı alırken sadece 1 gol yemesi de büyük etken.
Ronaldo'yu kaybetmesine rağmen Man UTD son haftaya kadar ligde dayandı. 1 golle de CL'den erken elendi. Real bu kadar transfere rağmen yine CL ve Kupaya erken havlu attı. Seneye Mourinho gelirse sanıyorum Inter yerine Real'i göreceğiz seneye.
Kırılmaz dediğimiz Barça'nın 6'da 6 rekoruna aday Inter. Milito da Pedro'nun 6 turnuvada 6 golüne. Ama Inter gelecek teknik direktöre bağlı olarak bu listeden çıkabilir. Başka İtalyan da girer mi, onu seneye göreceğiz, ama alacak oyuncu kalmadı bu seviyelerde. Hepsi zaten şu 6 takımda. Dünya Kupası sendromu olacağını da düşünürsek seneye sürprizler görebiliriz.
Dünya Kupası'na gidenlere bakarsak; Barcelona (15), Chelsea (14), Real-Bayern (11), Inter (8), Man UTD (7) oyuncu gönderiyor. Her Dünya Kupası sonrasında bazı oyuncuların, özellikle Güney Amerikalıların, form düşüklüğüne erken girdiklerini düşünürsek Man UTD en şanslısı. Yukarıda da dediğim gibi Inter'de hoca durumuna göre şanslı sayılabilir. Bu arada kendi ülkesinin milli takımına oyuncu göndermeyen tek takım Inter. CL Final'indeki tek İtalyan Materazzi'nin 90.dakikada girdiğini düşünürsek çok normal tabi.
Bizim takımları düşünüyorum da, şu 6 takımın arasına girme ihtimalleri yok gibi bir şey. Rijkaard desek kiminle bu kadrolara kafa tutabilir. Bir de bu takımların kadroya giremeyen Benzemalar, Diarralar, Henryler var. O adamları bu topraklara getirmeden bu ülkeye gelebilecek tek kupa UEFA. CL büyük hayal. UEFA'nın da gelişi hayal de, belli olmaz yine bir çılgın çıkar birşeyler yaparız. Ama şu da bir gerçek ki, CL UEFA Kupası'nın 2 değil 3 belki 4 katı zor. UEFA şampiyonu Atletico'nun Cl'de sadece 3 beraberlik aldığını düşünürsek oran biraz daha açığa çıkıyor.
Related Posts with Thumbnails