Serie A etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Serie A etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kasım 03, 2011

Antonio Cassano


Bir yıldız daha kayıyor futboldan. Son Roma maçı sonrası hastaneye kaldırılmıştı Cassano. Konuşamadığı ve hareket edemediğinden felç haberleri çıkmıştı ancak teşhis konmuş hastalığına. Kan azlığından beyin hasar görmüş. (Ischemic-based cerebral damage) Ve uzunca bir müddet sahalarda olmayacak, belki de hiç dönemeyecek.

Futboldan çok futbol dışı unsurlarla gündemdeydi hep. Bari'nin mücevherini, Capello istediğinde €30m'luk bir fatura çıkıyordu Roma'ya. 19 yaşında başkente gitti, yaşından bekleneni verdi ilk etapta  ama sonra Capello, Totti derken yönetimle de anlaşamayıp, 4,5 sene sonra Madrid çıktı bahtına. İlk maçta oyuna sonradan girip golü atınca, Madridistalar heyecanlandı ama Madrid kariyerinde attığı 2 golden biriydi bu. 6 ay sonra Real'e Capello gelince, işler sıkılaştı. Yedek kulübesinin müdavimi oldu. Aşırı kiloları takımdan ceza alacak boyutlara ulaştı. Sakatlandıktan sonra da Perez çizdi ismini.

Sampdoria girdi devreye. Önce kiralandı sonra satıldı. Roma'dan daha iyi performansla, Pazzini ile beraber Sampdoria'yı Şampiyonlar Ligi'nin kapısına kadar getirdi. Play-off'ta Werder Bremen'e elenip, UEFA'da gruplarda kalınca, devre arası Pazzini Inter'e gitti. Başkan'la papaz olan Cassano'da Milan'a paketlendi. Ibra, Robinho ve Pato'nun arkasında kalsa da Milan'da memnun gözüküyordu, son maça kadar. İtalya Milli Takımı'na geri dönüşü de kısa sürmüş oldu bu durumda.

BATE-Milan maçında Boateng attığı golden sonra içine giydiği Cassano formasıyla sevinmişti gole salı gecesi. Inter Başkanı Moratti de arayanlardan. Futbolun değeri bu zamanlarda daha iyi anlaşılıyor.


Bir dönem yazdığı kitaptan, sadece '600-700 kadınla beraber oldum.' cümlesi çevrilmişti Türkçe'ye. Sorunlu olmasının yanında eğlenceliydi. Tekrar sahalarda görürüz inşallah, Serie A'nın yayın hakkını birileri alırsa tabi. İtalyan futbolcu candır. Video Cassano'nun Capello taklidi. Oradan da bir golü var.




Ekim 05, 2011

Palermo Store

Derbide son nokta bu olsa gerek. Niyet alenen belli edilmiş. Catanialılar mağazayı görmemiş olsa gerek ki, camlar hala yerinde, en azından fotoğraf çekilirken.

Daha terbiyelisi için buradan.

Ağustos 24, 2011

Gökhan İnler


Gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Arda, Mesut'un ardından en pahalı Türk transferi olsa da, asıl lider Gökhan İnler unutulmuştu.

Ey Türk Medyası bunu da atladı. Koca Real, Mesutlu-Hamitli-Nurili Real, Atletico, Arda'nın takımı Atletico Madrid olmuştu ama ne Udinese ne de Napoli Gökhan'lı olamıştı.
Çünkü O, Daum'un beğenmeyip gönderdiği çocuktu.

Liste şöyle bu arada;
1-Gökhan İnler - Napoli - €17,5m
2-Mesut Özil - Real Madrid - €15m
3-Arda Turan - Atletico Madrid - €12m
4-Nuri Şahin - Real Madrid - €10m
5-Gökdeniz Karadeniz - Rubin Kazan - €8,7m
6-Hakan Şükür - Inter - €8,5m
7-Fatih Tekke - Zenit St.Pb - €7,5m
8-Tuncay Şanlı - Stoke City - €5,7m
9-Mehmet Topal - Valencia - €5,5m
10-Yıldıray Baştürk - Leverkusen - €4,5m

Ağustos 15, 2011

Haziran 21, 2011

Giuseppe Signori



Signori 2011 v 1992. Banca Di Roma'yı sevdiren adam da yaşlanmış. Gazza'nın da gençlik yılları.

Mayıs 24, 2011

Buyurun Cenaze Namazına

Genoa, Sampdoria'nın cenazesini kaldırmış. Böylece İtalyanlarla olan başka bir benzerliğimiz de çıkmış oldu ortaya. Futbolun Türkiye'de savaş olmadığı dönemde derbi maçlar sonrasında Eminönü'nde maçı kaybeden takımın tabutu dolaştırılırdı. Geçen sene de Bursalılar Fener tabutu taşımıştı. Bir de Göztepe'nin arka arkaya küme düştüğü dönemde Karşıyakalılar camiden sela verdirip lokma döktürmüştü.



Ocak 14, 2011

Fabrizio Ravanelli


"Bakmayın ak saçlarına daha 28 yaşında." Bülend Karpat 1996.

Ocak 08, 2011

Luca Toni.


17 sene 13.takım. Şimdide Juventus'ta. Van Gaal'in gelişinden, Quagliarella'nın sakatlığına.

340 maçta 252 gol gibi bir kariyer ancak 33 yaşında O'nu 3 büyüklerden birine getirebildi. Avrupa'daki yetenek kısırlığı tecrübelere gün doğurmaya devam ediyor. Kalmadı böyle safkan İtalyan forvet artık.

Brescia'da Inter-toto ve sadece Bayern Münih'le üst düzey Avrupa maçı yapmış olması enteresan. Gollerin çoğu Serie A'da.

2005-06 Serie A - 2007/08 Bundesliga gol kralı.

Temmuz 10, 2010

LeBron James vs. AS Roma.

LeBron James 5 yılda $600m kazanmaya Miami'ye geçti. Roma ise €325m borç yüzünden bankaya devroldu ve satılmayı bekliyor. Yeni Kıta'nın eskisinden kaç yıl ileride olduğunu siz düşünün.
Miami LeBron'dan önce Bosh'u kadrosuna kattı, bir de Wade'le kontrat yeniledi. Buna benzer hareketi yapan Avrupa'dan futbol klüpleri çok kısa bir süre sonra iflasın eşiğine gelip, satışa çıkıyor. Daha da kötüsü alan olmuyor. Portsmouth, Newcastle, Liverpool şimdi de Roma. Roma 9 sene önceki şampiyonluğun yaralarını saramadı bir türlü. Bir ara Vatikan almak istedi, borç fazla geldi. €700m borçlu ManU'nun akıbeti meçhul. Herhangi bir sahibi olmayan Barcelona ise maaşlar için €150m'luk kredi başvurusu yaptı. Abrahamovic Chelsea'nin borçlarını cebinden ödeyerek sildirdi. Betis €18m'a satıldı. Mallorca icrada.
Sorun sadece yıldızları alıp, başarılı olmakla kalmıyor. Asıl problemler yıldızları aldıktan sonra başlıyor. Bonservisi ve maaşlarını kulüp ödüyor Avrupa'da. LeBron'da ise durum çok farklı. $100m Miami'den, $500m sponsorlardan. Nike, McDonalds, Gatorade dahil 7 firma. Bizim takımların $3-5m için 100 yıllık çınarların basket, voleybol takımlarına kahve-çikolata-hastane ismi vermelerini düşününce, sponsorların harcadığı rakamlar biraz iyi.
Futbolda Messi, Ronaldo dünyayı kasıp kavururken, Beckham Efendi zamanında LA'e $5m takımdan $40m sponsorlardan ödemeli maaşa imza attığından, yattığı yerde bile onlardan fazla kazanıyor. Avrupa'nın bu sisteme hala geçmemesini de Amerika'da hayatın daha hızlı yaşandığı olarak açıklayabiliriz.
Bu paralar konuşulmaya başlayalı 13-14 yıl oldu, ancak sistemde bir değişiklik olmaksızın Avrupa aynı çizgide gidiyor. Dortmund'lar, Juventus'lar, Roma'lar siliniyor. Bizde yakınlık sebebiyle Avrupa'nın gölgesinde, 5 yıl geriden takip ediyoruz. Şu an belli bir borç batağına saplanmış büyükler ve bu sene onlara katılmasını beklediğim Bursaspor çok kısa bir süre sonra yer ile yeksan olma adayı. Sporda kâr olmadığını ya da bu şekilde kâr edilemeyeceğini anlamaları için batmaları gerekiyor belki de, ki Avrupa hala anlamadı, aynı tas aynı hamam gidiyor.
Amerika'nın sporu Showbiz çanağı içince eriterek, sponsorlara yük bindirmesi kulüplerin mali saçmalamasını da engelliyor. Tabi bir stratejileri olduğundan, patron değişse bile, takımlar gelecek yılları planlayabiliyor. Bizim kulüplerde başkanın yarın ne söyleyeceği bile belli olmadığından onlara yetişmek uzunca bir zaman alacak, hatta iyisi mi yetişemeyeceğiz diyelim, kestirip atalım.

Haziran 16, 2010

İmzayı Attı, Formayı Kaptı.


Dünya Kupası ve Mourinho'nun gölgesinde imzayı attı Benitez. Avrupa konusunda başarısı ortada. Ligde de zaten rakibi yok Inter'in, Roma'dan başka. Bu senede Juventus-Milan ortak olmazlarsa 7 sene sonra bir lig şampiyonluğu yaşayabilir Benitez. Mourinho'nun bıraktığı yerden Avrupa'daki ünvanı da korumaya çalışacaktır. Yeni İspanyollar bekliyorum Inter'e.

Haziran 09, 2010

Bir Dönemin City'si : SS Lazio.

3 sezonda harcadığı parayla, Real'e benzetmek daha olası ama kalıcı olmadığından bir de renkten, City'ye bağladık. 1992'de kulübün başına, yıllarca takımın forma reklamı olan CIRIO'nun sahibi Sergio Cragnotti geçince, Lazio Serie A'da kendini hissettirmeye başladı. İlk sene Gascoigne transferi ile sükse yaptı Cragnotti. Ardından genç yetenek Signori.
Dino Zoff'la başlayan serüven, Zdenek Zemanla devam etti. Bu arada Casiraghi, Boksic, Chamot, Aaron Winter ve Nedved takıma gelenler arasındaydı. Zeman'la ilk 5'te yer aldı hep Lazio. Ancak asıl patlama 97/98 sezonu başında Sven Goran Eriksson'un takımın başına geçmesiyle gerçekleşti. Boksic takıma geri geldi, Jugovic, Mihajlovic, Mancini ve Almeyda da Eriksson'un ilk transferleri idi. Eriksson ilk sezon İtalya Kupası'nı aldı ardından UEFA'da finalde Inter'e kaybetti.
1998/99 başında ise yabancı sınırının da kalkmasını müteakkip, Cragnotti çıldırdı. 3 sezonda yaklaşık €400m harcadı takıma. Bu para takıma 100.yılında 2. Serie A şampiyonluğunu, düzenlenen son Kupa Galipleri Kupası'nı, 1 Avrupa Süper Kupası ve 1 de Coppa Italia kazandırdı. Ancak 2002'de Cragnotti'nin gıda devi CIRIO'sunun batması, takımı kayyuma devrettirdi. 2 sene takımı kayyum idare etti. Bu arada yıldızlar birer birer takımı terketmek zorunda kaldı. En son kaptan Nesta gitti. Daha sonra takımı Claudio Lotito aldı ancak hemen ardından Bahis skandalı ortaya çıktı. Avrupa hakkı da elinden alındı takımın o sene.
Bir sene sonra aynı iflas Parma'nın Parmalat ile başına geldi. Parmalat'ın yönetime, mali müşavirleri, denetmenleri alarak, gemiyi yürüttüğü ortaya çıktı ve önce Parmalat, ardından Parma battı. Bu vesileyle, 90'ların 2 devi aynı kaderi paylaşmış oldu.
Başkanlığının son 3 senesinde Cragnotti, 12 oyuncuya €10m'un üzerinde bonservis ödedi. 2'si hala transfer rekorlarının içinde.

Hernan Crespo. 2000 yılında Parma'dan €55m'a geldi. 2 sezonda 39 gol attı. Takım dağılırken €33m'a Inter'e gitti. Milan, Chelsea, Genoa'nın ardından kıtaya girdiği Parma'ya geri döndü.

Gaizka Mendieta. Cuper'in CL Finalisti Valencia'sından 2001'de €48m'a geldi. Ancak takımda fazla tutunamadı. Önce Barça'ya ardından Boro'ya kiralandı. 3 sene sonunda €3m'a Boro'ya transfer oldu.

Claudio Lopez. €35m'a Valencia'dan geldi. Sakatlıklar, Lazio'da peşini bırakmadı. Buna rağmen 28 golle, Meksika'ya transfer oldu.

Juan Sebastian Veron. Parma'dan 99/00 sezonu başında €27m'a geldi. Şampiyonluğu getiren ekibin önemli taşlarındandı. 2. sezonun sonunda €38m'a Manchester yolunu tuttu.

Jaap Stam. Dünyanın en pahalı defans oyuncusuydu döneminde, €23,2m. 3 sezon oynadı Lazio'da. Ancak O da fazla dayanamadı ve €10m'a Milan'ın yolunu tuttu.

Christian Vieri. Atletico'daki performansına €22,5m ödendi. 98/99 sezonunda 12 gol attı Lazio adına. Sene sonu, Cragnotti verdiği sözü tutmuyor diyerek Inter'e €40m'a transfer oldu.

Stefano Fiore. 2001/02'de Udinese'den €22,5m'a geldi. Zaccheroni'nin solda oynatma ısrarı yüzünden pek başarılı olamadı. 2004'te, Mendieta'nın kalan taksitleri karşılığında Corradi ile birlikte Valencia'nın yolunu tuttu.

Angelo Peruzzi. Inter'den €16m'a geldi. 7 sene Lazio forması giyip futbolu bıraktı. O kadar transfer içinden, en vefalı ya da satılacak kadar değeri olmadığından takımda en uzun kalan oldu.

Marcelo Salas. Yaklaşık €16m'a geldi River Plate'den. 3 sezonda 34 gol attı. €22,5-Kovacevic'e Juventus'a transfer oldu.

Sinisa Mihajlovic. Eriksson Sampdoria'dan yanında getirdi €15m'a. Frikikleriyle beraber 6 sene Lazio forması giydi. Lazio'dan sonra 2 sene Inter'de forma giyio futbolu bıraktı. Gelecek sezon Fiorentina'nın başında olacak.

Ivan De La Pena. Barcelona altyapısından Barcelona A takıma çıktığından 20 yaşındaydı. 3 sene sonra €15m'a Lazio'ya geldi. Ancak O da tutunamayanlardan oldu. Marsilya ve Barça'ya kiralandı, en son Espanyol'un yolunu tuttu.

Dejan Stankovic. Eriksson'un transferlerinden. Kızılyıldız'dan €13,5m'a geldi. 6 sezon top koşturdu. Son 6 senedir de Inter'de.

Bu kadar oyuncunun dışında Nedved, Poborsky, Giannichedda, Sergio Conceicao, Kovacevic, Chiesa gibi yıldızlar o dönem Lazio forması giydi. Ama harcanan paralar karşılık getirmeyip, bir de iflas çıkınca, Lazio efsanesi sona erdi. Şimdi ezeli rakipleri şampiyon olmasın diye takıma maç yatıran bir hal aldılar.

Haziran 07, 2010

Milan vs. Inter (1987-1993)



Van Basten-Gullit-Rijkaard vs. Mattheus-Brehme-Klinsmann

Mayıs 27, 2010

Moratti'nin Kaderi.


Yıllarca milyonları kulübe gömen, rakipleri devre dışı kalınca şampiyonluk tadan adam, en büyük kupadan sonra bile 2.sınıf muamelesi görüyor.
El Grande Inter'in mimarı Başkan Angelo Moratti'nin oğlu 1995'te kulübü satın alır. 1989'dan beri 13.şampiyonlukta takılan takıma Vieri, Ronaldo, Djorkaeff, Zamorano, Zanetti'yi getirir. 1998'de UEFA Kupası'nı kazanır. Ancak ligde ve Avrupa'da rakipleri Juventus ve Milan esmektedir. 3.lüğe abone olmuştur. 2.sınıf takım muamelesi görür. Her sene farklı hoca, yeni transferler bir türlü istediği başarıyı getiremez. Taraftar uğursuz der onun için. Derken 2006'da bir skandal ortaya çıkar ve 2 büyük rakibi ortadan kaybolur. 3. iken şampiyon sayılır. 2005 şampiyonluğu Juventus'tan alınınca onu da ister. Federasyon da yuh der, vermez. O da, 2.lige düşen Juve'den Ibrahimovic'i, Vieira'yı alır.
O seneden itibaren önünde bir tek Roma kalır rakip, şampiyonluk gelir ama ezeli rakibi CL'yi alır o sene. Şampiyonluk sevinci kursağında kalır. Bir sene sonra Juventus 1.lige yükselir, eski gücünde değildir. Inter yine şampiyon olur. Roma yine 2. Şampiyonlar Ligi'nde ise, başarı bir türlü gelmemektedir.
Mancini yerine, o sırada boşta olan Mourinho'yu getirir takımın başına. Yine şampiyon olur ve rakipleri hiç kupa alamadan tamamlarlar sezonu. İlk kez onlardan tam anlamıyla üstündür. Bu kez de Ibra'nın Barcelona'ya gitmesine engel olamaz. Yerine Eto'o gelir. Eto'o'dan sonra bu kez şov yerine ortalama transferler yapar. Motta, Milito Genoa'dan, Sneijder Real'den.
Derken 2010 yılı, 15 yıllık başkanlığının en muhteşem senesini olur Moratti'nin. 3 ayrı kulvar, 3 kupa. Takım babasından sonra ilk kez Avrupa'nın en büyüğü olmuştur. Şampiyonluk sayısında Milan'ı geçmiş, 5 kez üst üste şampiyon olarak da Juventus'un 1931-1935 arası rekorunu egale etmiştir. Herşey bir rüya gibidir.
O rüyadan, Real'in tokadıyla uyanır, hem de kupayı kaldırdıktan sadece 3-4 gün sonra. O'na tüm kupaları kazandıran hocayı elinde tutamaz bu kez de. İtalya'da 1.sınıf oldun belki ama ligin Avrupa'da 2.sınıfa düşeli çok oldu der İspanyollar. Ezeli rakiplerinin neden olduğu skandaldan sonra toparlayaman Serie A, yıldızların hayalini kurduğu lig olmayı, önce Premier'e sonra da La Liga'ya kaptırmıştır bir kere. Yapacak bir şey yoktur.
Mourinho ile son yemeğini yer ve yollar ayrılır. Bugün de, Mourinho'nun yüzünü bir müddet görmek istemediğini söyler gazetecilere, morali bozuk olduğunu belli eden bir yüz ifadesiyle. Şimdi gelecek yeni teknik direktör peşindedir. Ama kalburüstü hocalardan kim gelir artık İtalya'ya. Mihajlovic'e mi kalacak, zaman gösterecek ama asıl olan, bu seneki başarı yıllar sonra 22 Mayıslarda mı hatırlanacak yoksa yeni zaferlerin yanında mı?
Tek derdin bu olsun demek geliyor içimden, Ama geleceği düşünürsek de işi çok zor. Hayatında ilk kez çılgınlar gibi sevinecekken, bir kaç gün sonra başına gelmesi muhtemel olayı düşünüyorsun. Maç sonrası sevinçlerde 'Bizi bırakma Mourinho' diyor taraftarlar. Onlar da neler olacağının farkında.

Mayıs 26, 2010

Avrupa'da Yılın Takımları.


Son birkaç yıldır Barça, Man UTD, Chelsea, Liverpool diye sıralayabileceğimiz 4 büyüklere bu sezon Bayern ve Inter'de katıldı. Liverpool'da yerini transferleri sebebiyle Real geldi. Zaten bu 6'nın içinde hiç kupa alamayan tek takım Real. Bayern'in ve Inter'in girişleri hocaların etkisi. Tabi Robben ve Milito'nun da etkisini atlayamayız. Liverpool'un düşüşünde de Torres ve Gerrard'ın sakatlıkları en önemli sebep olarak sayılabilir.
Inter 3'te 3 yaparken 100 gole ulaşamadı Mourinho etkisiyle. Bayern büyük sürpriz. Barça en az yenilen takım. Chelsea en çok gol atan. Chelsea'nin FA Cup'ı alırken sadece 1 gol yemesi de büyük etken.
Ronaldo'yu kaybetmesine rağmen Man UTD son haftaya kadar ligde dayandı. 1 golle de CL'den erken elendi. Real bu kadar transfere rağmen yine CL ve Kupaya erken havlu attı. Seneye Mourinho gelirse sanıyorum Inter yerine Real'i göreceğiz seneye.
Kırılmaz dediğimiz Barça'nın 6'da 6 rekoruna aday Inter. Milito da Pedro'nun 6 turnuvada 6 golüne. Ama Inter gelecek teknik direktöre bağlı olarak bu listeden çıkabilir. Başka İtalyan da girer mi, onu seneye göreceğiz, ama alacak oyuncu kalmadı bu seviyelerde. Hepsi zaten şu 6 takımda. Dünya Kupası sendromu olacağını da düşünürsek seneye sürprizler görebiliriz.
Dünya Kupası'na gidenlere bakarsak; Barcelona (15), Chelsea (14), Real-Bayern (11), Inter (8), Man UTD (7) oyuncu gönderiyor. Her Dünya Kupası sonrasında bazı oyuncuların, özellikle Güney Amerikalıların, form düşüklüğüne erken girdiklerini düşünürsek Man UTD en şanslısı. Yukarıda da dediğim gibi Inter'de hoca durumuna göre şanslı sayılabilir. Bu arada kendi ülkesinin milli takımına oyuncu göndermeyen tek takım Inter. CL Final'indeki tek İtalyan Materazzi'nin 90.dakikada girdiğini düşünürsek çok normal tabi.
Bizim takımları düşünüyorum da, şu 6 takımın arasına girme ihtimalleri yok gibi bir şey. Rijkaard desek kiminle bu kadrolara kafa tutabilir. Bir de bu takımların kadroya giremeyen Benzemalar, Diarralar, Henryler var. O adamları bu topraklara getirmeden bu ülkeye gelebilecek tek kupa UEFA. CL büyük hayal. UEFA'nın da gelişi hayal de, belli olmaz yine bir çılgın çıkar birşeyler yaparız. Ama şu da bir gerçek ki, CL UEFA Kupası'nın 2 değil 3 belki 4 katı zor. UEFA şampiyonu Atletico'nun Cl'de sadece 3 beraberlik aldığını düşünürsek oran biraz daha açığa çıkıyor.

Mayıs 17, 2010

Şampiyonluk İç Sahada Kazanılır.

Bir kez daha iç sahanın önemini görmüş olduk. TSL ve Avrupa'nın önde gelen liglerine bakınca evinde en çok puanı alan takımlar şampiyonluk ipini göğüsledi. Deplasmanda kazanılan maçlar veya kaybedilen puanlar az çok birbirine yakın ama fark kendi seyirci ve saha avantajında. O avantajı kullanamayınca şampiyonluk ve kupalar kaçıyor.
Aşağıda görülen bu sene şampiyonluk adaylarının iç saha performansları herşeyi ortaya koyuyor. Hele bir de rakibine kendi evinde yenilince 6 puanlık avantaj kaybolup gidiyor.

Sadece liglerde değil, kupalarda ve Avrupa'da da evin avantajı büyük. 2 senedir Galatasaray'ın kendi evinde UEFA'ya veda etmesi, bu sene Fener'in UEFA'ya vedası, Beşiktaş'ın kendi evinde alamadığı puanlar yüzünden CL'ye ya da UEFA'ya devam edememesi de önemli örnekler. Her zaman geçerli olmasa da orası senin evin, senin düdüğün ötecek bir başka deyimle, yoksa çekilen sıkıntılar ortada.
Related Posts with Thumbnails