Eylül 22, 2009

Hakemin cezasını kim verecek?


Futbolcu sert girerse kırmızı kart yiyip ertesi maçı kaçırıyor, yönetici konuşursa hak mahrumiyeti alıyor da hakem hata yapınca ne ceza alıyor. Dün ki maçta gs mağlup olsaydı belki dinlendireceklerdi, ama bence şimdi en kötü cezası 2.ligde maç yönetmek olur. Dilekolay Ali Güneş'e 2 kırmızı kart, Keita'ya kırmızı kart ve 1 plonjon penaltısını göremeyen bir hakemin ne iş yapar?Yardımcıları ne iş yapar? Eğer bu maç naklen verilmeyen maç olsaydı haberimiz bile olmayacaktı belki.
Şikayet etme şansın dahi yok. Şikayeti de aynı kuruma yapıyorsun. Gözlemci ne derse o olur. Ulan tv'de görülen şeyler için gözlemciye ne gerek var. O da görmezse güme gidiyor olanlar.
Herkes hata yapar demesinler. Futbolcuya, yöneticiye hata yapınca ceza veriliyorsa hakeme de verilsin. Dinlendirme olmasın ama bu. Dinlendirmeyi göze alıp maçın kaderiyle de oynayabilirler. Az para alıyor da demesinler. Bilmiyor mu bu işe başlarken alacağı parayı.
Hakemlerin dokunulmazlığı var. Elle atılan golleri görmeyenler, pozisyonlara 1 km uzaktan bakanlar, ofsaytları vermeyenler hala hakemlik yapıyor bu lig'de. İşin başına yönetmekten anlamayan adamlar gelirse böyle olur tabi. Hakemlik ve hakem yöneticiliği farklı şeyler gibi geliyor.

Eskiden olsa...


Eskiden olsa hakemin hatasını konuşuyor olacaktık şu an ve 2.yarıdaki anlamsız doldur-boşaltlarımızı ama artık kapanan takımı bile geriden gelip açabilen bir takımımız var çok şükür. İlk yarı yenik kapatmaya rağmen 2.yarı hala oyun disiplininden kopmadan 7-8 pozisyon bulabiliyoruz. Hakemin hatalarına sığınmıyoruz. Seriye devam ediyoruz.


Keita kırmızı yemesin diye kanadını değiştirip sağ kanadı boş bırakabilecek kadar takımına güvenen bir hocamız var. Sessiz protestonun en temizini yapan bir başkanımız var. Yedekte bekliyorum diye ağzını açmadan bekleyen bir santraforumuz da var. Yıllar sonra bunları özlemini duyduğumuz şeyleri tekrar görebilmek çok güzel.
Ayrıca maç sonunda FOX TV'ye çıkan Ali Güneş'e kıvırtmayıp elle çıkarttım diyebilecek kadar yürekli olduğundan dolayı da teşekkür etmek gerek.

Eylül 21, 2009

Takım Fotoğrafı Açılımı




devamı haberturk.com'da

Gergin Fener


Sezon başından beri Fenerbahçe'nin lig maçlarında, Fener'in çok gergin olduğu göze çarpıyor. Avrupa'da pek sıkıntı yok ama Türkiye'de bu denli gergin olmasını yorgun olmasına bağladı dün gece Rıdvan Dilmen. Ama hakemin üstüne yürümede Galatasaray'ı geçtiler. Hasan Şaş'ın futbolu bırakması bunda etkendir ama Sabri var hala.
Sezon başından beri 12 maçta 28 kart var. Emre'nin aldığı ceza da cabası.
Dün akşam da Daum'un taraftara sert çıkışı, bu gerginliğin yorgunluktan başka bir sebebi varolduğuna işaret gibi geldi bana. Hoca bile gergin.


En çok kartı olan da enteresan bir şekilde Daniel Güiza. Kazım,Alex ve Emre'nin sık kart yemesi hayra alamet değil.

Spor Politikası Nasıl Olur?


İspanya yine uluslarası bir organizasyonda altın madalyasını aldı. Bu sefer Eurobasket 2009'da geldi bu zafer. Tıpkı son birkaç senedir her alanda görmeye alıştığımız İspanyol şampiyonlar gibi.
Takım başarıları;
Eurobasket 2009 İspanya Basketbol milli takımı.
UEFA Şampiyonlar Ligi 2008-09 FC Barcelona.
Euro 2008 İspanya milli futbol takımı.
FIBA 2006 Basketbol Dünya Şampiyonası İspanya Basketbol milli takımı.
EHF Champions League Hentbol İspanyol takımları son beş sezonda 4 şampiyonluk.
2007 Men's Volleyball Avrupa Şampiyonu İspanya milli takımı.
İspanya Atletizm Takımı
Davis Cup 2000-2004-2008
Bireysel Başarılar ;
Rafael Nadal - Tennis
Sergio Garcia - Golf
Dani Pedrosa, Jorge Lorenzo - Motorsiklet Yarışları
Fernando Alonso - Formula 1
Carlos Sastre - Bisiklet Yarışları

Yukarıda gördüğünüz isimler Sergio Garcia hariç son dönemde en az bir şampiyonluk almış isimler. Bir tek atletizmde son Berlin'deki Dünya Şampiyonasında sadece 2 madalyaları var. 1 altın ve 1 gümüş. O hali bile bizden iyi.

Bu bahsi geçen isimler ve takımlar ortalama 1980-1990 yılları arasında doğanlardan oluşuyor bir de. Yani 1992 Barcelona olimpiyatlarına hazırlanan ekip. Net bir bilgi bulamamama rağmen bu üstün spor politikası ile ülkenin ekonomi politikası 1992 Barcelona olimpiyatlarında kesişiyor. 1986'da Avrupa Birliği'ne giren bir ülkenin büyük bir organizasyonla ayağa kalkabilmesi örneği. O dönem yapılan yardımlar İspanya'yı ekonomik olarak da teknolojik olarak da ayağa kaldırdı. Barcelona şehir merkezinde şu an metro istasyonu bulunan yer aslında 1992 öncesi toplu hamam. Evlere sıcak su verilemediğinden herkes orada yıkanıyormuş. Olimpiyat döneminde metro yapılma fikri evlere sıcak suyu da getirmiş. Ben hiç bilmem evimde sıcak su olmadığını ve 1992den önceyi de iyi hatırlarım.

Bir de turizm politikası var. Dünya teknolojisine fazla katkı yapamayan İspanyolların ekonomik olarak çıkış yolları turizm. Ve sporun ülkeye önemli bir katkısı da reklam oluyor. En çok turist çeken 2.ülke konumunda Avrupa'da İspanya. Sadece yaz değil kış turizmi de yoğun. Bizden 3 kat fazla turist çekmesine rağman gelirlerde 3 katın çok üstünde bir fark var. Sebeplerinden biri 10€'ya herşey dahil bir otel bulamazsınız İspanya'da. Nou Camp'ı gezmek için para ödersiniz. Ali Sami Yen'e para vermip gezmek isteyen bir turist modeli yok dünyada daha.

Bizim hiçbir alanda bir politikamız olmadığını düşünürsek, nüfus olarak da bizden 30 milyon az olan bir ülkeye göre ne kadar geride olduğumuz açık. Biz Amerika ve Fransa'da yoğunlukla uygulanan asimilasyon modeline göre birşeyler yapmaya çalışıyoruz. Aurelio'su, Karin'i, Elvan'ı. O da görüntü verme adına. Fransa futbol milli takımında oynayanlardan ya da Amerikan sprinterleri gibi bir asimilasyon yapmışlığımız yok.

Yurtdışında bulunanlar Türkiye'nin tek markasının Galatasaray olduğunu, Hakan Şükür'ün ve Hasan Şaş'ın bilinirliğini farketmiştir zaten. Ve o markanın son yıllardaki hali de belli. İspanyollarında Volkswagen'e bağlı SEAT hariç tüm dünyada bilinen birkaç spor kulübünden başka bir markası yok genel anlamda. Ama sportif başarının ülkeye ve ekonomisine katkısı apaçık ortada. Barcelona ve Real'in yurtdışı gelirleri ile bizim büyükleri karşılaştırma şansımız yok sanırım.

Spor hiçbir zaman spor değildir ve biz futbolseverler olarak endüstriyel futbola karşıtlığımız her ortamda söylüyoruz ama hala altyapı denilen sistemi oturtamadan, endüstriyel futbolun sadece forma satma adına isim transfer etmekten bariz olduğunu sanıyoruz. Yabancı hocaların başarılı olabilecek Türk futbolcularını oynatmayışını genç veya tecrübesiz olmasına bağlıyoruz. Altyapımızdan Arda'lar çıkarmak yerine, Mehmet'lere dünyanın parasını veriyoruz. Onu da yedekte oturtsalar büyük takımda oynamak kolay değil deyip kestirip atıyoruz.

Sonuçta 75 milyondan 100 tane bile uluslarası düzeyde sporcu çıkaramıyoruz. Hido, Mehmet Okur, Ersan, Arda, Tuncay sayabiliyoruz. Nihat, Emre gibileri geri çağırıyoruz ki diğerlerinin önün açıkcak kimse kalmasın diye. Mesut, Serdar Alman milli takımında oynayınca gururlanıyoruz, Türk diye. Niye orada yaşayanlardan çıkıyor Mesut, buradakilerden çıkaramıyoruz diye sormuyoruz.

Eylül 18, 2009

Türkiye 74-76 Yunanistan


Netteki hız farkını bırak da maçlar ne olacak hido? Maçtan hemen sonra çıkınca reklam geydiresim geldi. Bir de şu serbest atışı ne zaman öğreneceğiz biz ya. 20 fark var serbest atışlarda. Önemli maçlarda izliyoruz da bu serbest atış Efes'in Naumoski'li döneminden beri söylüyor Murat Murathanoğlu hala atamıyoruz. İspanya-Sırbistan yarı finalde. Yenemedik şu Yunanları.

Panathinaikos'un lakabı


Yeşil olduklarından dolayı Yunanistan'da lakapları 'vaseline'. Yunanistan'da da vazelin bizdeki mecazi anlamıyla kullanılıyor ve Pana'nın kendi taraftarları da bu lakabı kullanıyorlar anlamını bile bile. Hatta AEK taraftarları en büyük düşmanlarına vazelin geyiği üzerinden tezahüratlar yapıyorlar. Ayrıca Atina meydanları yemyeşilmiş dün gece,maçtan önce tabi.

bilgi: AEK'li bir taraftar arkadaşım hatta arkadaştan da öte diyelim biz ona.
Related Posts with Thumbnails